Beni bırakıp burada gitme güzeller güzeli karaoke

Söz: Mehmet Erbulan

Müzik: Ali Şenozan

Makam: Hüzzam



07 Haziran 1939 tarihinde Adana’nın Sugediği Mahallesi 82 sokak 2 no’lu mahallesinde dünyaya gelen Ali Şenozan, İnkilap İlkokulu, Tepebağ Orta okulu ve Adana Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ortaokul sıralarında hocası Arif Nihat Aka’dan nota, usul, feyz ve makam dersleri aldı. Daha sonra hocası Arif Nihat Aka’nın yardımcısı olarak hocalığa başlayan Şenozan, lisede iken Adana Erkek Lisesi Korosunu kurdu ve çalıştırdı.


1958 yılında İstanbul Belediyesi Konsevetuarında açılan ve 148 kişinin girdiği şan ve okuma tarzı imtahanını birincilikle kazandı. O zaman ki imtahan komisyonunda Dürrü Turan, Münir Nurettin Selçuk, Refik Fersan, Faire Fersan ve Kemal Gürses bulunuyordu. İstanbul Belediyesi Konservatuarında Münir Nurettin Selçuk’tan istifade etti.


Türk Müziği Derneğinde; Çinuçen Tanrıkorur, Erdoğan Köroğlu, Teoman Alpay, Şekip Ayhan Özışık, Tülin Yakarçelik gibi sanatçılarla birlikte oldu. Emin Ongan, Cevdet Çağla, Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça gibi üstadlarla yakın dostlukları oldu.


Ali Şenozan, 1959 yılında Adana’ya döndü ve Adana Paksoy Fabrikasında çalışmaya başladı. 1960 yılında Polatlı Topçu Okulundaki askerlik döneminden sonra, Çorlu 301. Topçu Alayı’na gitti ve moral gecelerinde konserler verdi. Kapanan Kırklareli Müzik Cemiyeti’ni Ecz. Tevfik Bey’le birlikte açtı.


1959 Yılında T.R.T.’nin açtığı “Stajer Solistlik” imtahanına girdi ve kazanamadı. Şenozan anısını şöyle anlatıyor. “1500 kişinin girdiği imtahanda herkes benim kazanacağıma garanti gözüyle bakıyordu.


Kazanamadığımı öğrenince çok üzüldüm. Bu sırada Seyfettin Sığmaz yanıma gelerek elini omuzuma attı ve “Hiç üzülme sen bu radyoya gireceksin” dedi.” 5 Eylül 1966 tarihinde bu defa T.R.T.’nin açtığı Doğrudan Sanatçı imtahanı vardı. İmtahana girdim ve kazandım. Seyfettin Sığmaz’la yine karşılaştım ve aynı edayla elini omuzuma koyarak “Dadaşan demedim mi ben sana sen bu radyoya gireceksin diye?” dedi.


Ve 1966 yılında Ankara Radyosunda açılan sanatçı sınavını kazanarak ses sanatçısı olarak göreve başladı. 1979 yılında açılan sınav sonucu topluluk şefi oldu. Ankara Radyosundaki Topluluk Şefi ve Ses Sanatçılığı görev yapan Şenozan, S.S.K. Türk Sanat Müziği Korosunu çalıştırdı.


T.R.T.’de kurul üyelği görevini yapan Şenozan, ayrıca T.R.T. Merkez Denetim Kuruluğu Üyeliği ve T.R.T. Repertuar Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunmuştur. 07 Haziran 2004 tarihinde emekliye ayrıldı.


1956 yılında başladığı beste çalışmaları devam etmekte olan Şenozan, evli ve iki çocuk babasıdır. Üç torun sahibi olan bestekarımız, torunlarına sevgisini aşağıdaki üç beste ile ölümsüzleştirmiştir. “Çağla su” Çağla için, “Birden içime neşe doldu” Buğra için, “Bebeğim güzel Nehir’im” Nehir için bestelemiştir.


Ali Şenozan besteleri

Ali Şenozan tarafından Muhayyer Kürdî makamında bestelenen şiirlerinden “Hasreti Yıllara Sor”, 1991 yılında Milliyet gazetesi yarışmasında ödül aldı. Ayrıca 1984 yılında Hüzzam makamında “Gitme güzeller güzeli“, 1982 yılında Rast makamında “Aşk oduna yandı”, 1993 yılında Rast makamında “Gittiğin yolları yakın sanarak” adlı besteleriyle Milliyet Gazetesi’ nin düzenlediği “Yılın on şarkısı” ödüllerini aldı.


Ali Şenozan, bugüne kadar T.R.T. dışında bir çok derneklerde de koro şefi ve hoca olarak görev yapmıştır. Bunlar Hacettepe Üniversitesi Korosu, Otadoğu Üniversitesi Korosu, Ankara Öğretmen Okulu Korosu, Melodiler Müzik derneği, T.R.T. Memurlar Korosu, Yüksek İhtisas Hastahanesi Müzik Topluluğu, Kayseri Melikgazi Belediyesi Konservetuarında ve Konya Üniversisinde öğretim görevlisi olarak faaliyetlerde bulunmuştur.


Araştırma ve makeleleri bulunan Şenozan, bir makelesinde Türk Halk Müzüği ve Türk Sanat Müziği kavramlarını çok net biçimde değinmiştir. Bu makalenin özeti şöyledir: Hiç bir milletin kendisi ile ilgili sanatı doğuştan gelişmiş, biçimlenmiş ve modernleşmiş değildir. Her sanat, başta basit yapılarla kurulmuştur. Bunu bilmemezlikten gelmek veya inkar etmek bilgisizlikten başka bir şey değildir. Her sanat gibi müzik sanatı da doğuştan basit bir sanat olarak doğmuştur.


Hatta ilk doğuşta bunun müzik olduğunu dahi kimse bilmiyordu. Bir nevi mırıldanma idi, bir nevi taşın ağacın birbirine vurulması ile çıkan seslerin duygu üzerindeki bırakmış olduğu haz ve duygu titremesi ile sevgiye dönüşmüştür. Çok zaman sonra bu mırıldanmalar ve vurgular hatta şimşeğin çakışı, yağmurun yağışı şekillenmeye ve biçim kazanmaya başlamıştır. Tanrıya yakarmakla başlayan biçimsellik bir zaman sonra toplumun eğlencesi, işçinin gücü, milletin sembolü olmuştur. İşte buna göre ilk folk müziği dediğimiz halk müziği ezgileride böylece meydana gelmiştir.


Bireysel yapılaşmayla topluma sunulan müzik belirli sürelerin geçmesi ile değişikliklere uğrayarak halkın en çok sevebileceği müzik parçaları haline dönüşmüş ve böylece bireysel yapı anonim yapı şekline dönüşmüştür. Sahibi unutulmuş, toplumun malı olmuştur. Öylesine sahiplenme ki köydeki Çoban Mehmet’le Saraydaki Hasan Paşa aynı şeyleri hissetmişlerdir. İşte o devirde toplumun malı olan o müzik anonimden tekrar bireyselliğe dönüşmeye başlanmıştır.


Buna göre ne olmuştur:

Halk müziği esas alınmıştır.

Esas alınan bu temel müziğe bir çatı kurulmuştur.

Kurulan bu çatının müştemilatı tamamlanıp bilimsel bir yapıya dönüştürülmüştür.

İşte bu kuruluşun üstünü sanat yapısı daha bilimselleşmiş teorilerle esaslarla bağlanmış bir müzik bölümü kurulmuştur ki buna da Türk sanat müziği denilmiştir.

Gerek dizi olarak gerekse ritim olarak ve gerekse duygu olarak birbirlerinden kopması mümkün olmayan kökü aynı dalları ayrı bir ağaç türemiştir.

Bir damardaki alyuvar akyuvarlar gibidirler.

Hazırlayan: Suat Yener – Kaynak: musikiklavuzu.net

Kaynak: Salih Bora

Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Pop Şarkılar için hazırlanmış Yüzlerce Karaoke